Merhaba sevgili blog,
Sana yaklaşık 6 senedir bişeyler yazmıyorum.Bugünse içimden geldi, ne yapsam sıkıntım gitmedi, en son kitap okuyordum ( Dostoyevskinin Suç ve Cezasını hala okuyorum ), sarmadı bari yazayım dedim.
Şu yemekhanesi biliyosun, Gıda Mühendislerinin korkulu rüyası, benim asla çalışmam dediğim yer.Kurtulamadım hala. Arada kalmaktan, silik yaşamaktan.Ne yemeği yapansın , ne yiyen, ne üreticisin, ne tüketici.Yapılmasından ve yapmaktan en hoşlanmadığım şey şikayet etmek ve duymaktır. Sürekli şikayet eden insanları hep itici bulmuşumdur.Gererler insanı, böyle bişey de yapamazsın. Konuya dönersek, işyerimde zaman nasıl geçecek diye düşünüp duruyorum.İşim rahat! Ama bir işim var mı ben de emin değilim, kime ne faydam var, kısaca bir günümü özetlersek;
Sabahın 5:30 unda kalkarım, 6 da servise binerim, ( ki bu servis konusuna ayrıca değineceğim, herkesin tapulu bir yeri vardır, nereye oturursan "orası benim yerim!"le karşılaşırsın.) Fabrika girişinde amcaların arabalarının bagajlarında getirip sattıkları poğaçalardan alır, yemek masalarını ve 3000 kişinin yemek yediği görünen camlı odama gelirim, bu arada göz süzüşleri ve bakışlara maruz kalırım, çay sırası bitsin diye bekleyip odamın yan tarafındaki çay ocağından şekersiz çay doldurururm kendime.Para ödemeden aldığım için yine süzüşler ( acaba paronoyak mıyım? ) Saat 8 de, yan masamda beni işe alan Sosyal işler Müdürü gelir, telefonu hiç susmaz, onun askerlik anıları ya da anıları olmasa nasıl geçer zaman bilmiyorum.Yemekhaneye giderim, herkesi selamlar hayırlı işler dilerim, yapılan yemeklerin menüye uygunluğunu teyit ederi sonra dayanamaz yardım ederim, patates doğrar, biber ayıklar, domates dilerim.Niye mi onlar mı diyor ? Hayır, çünkü işe yaradığımı hissediyorum ne bileyim ortalıkta dolanıp durmaktan iyi geliyor bana.Çalışarak yorulmak, hiçbir şey yapmadan kafa yormaktan daha tatmin edici ve güzel.
Sonra odama bilgisayar başıma geçer,yemek menüsündeki yemekleri belirlerim, işim olmasa da bir diyetisyen vari kalorilerini bulurum internetten, ne kadar doğru !Öğlene doğru menü kağıtlarını işçi yemekhanesi ve memur yemekhanesine asarım.Yemek numunelerimi alır, bu arada insanların şaşkınlıklarını dinlerim "Aaa o ne, numune mi alıyorsun, napıyorsun, inceliyor musun onları, analiz mi yapıyorsun!"
Ve yemeğe geçerim, Öğlen yemeğini numuneleri aldıktan sonra memur yemekhanesinde yiyorum.Ve şaşırarak, rol yapan insanları izliyorum, çünkü çok konuşuyor, sürekli eleştiriyorlar.Aman efendim diyette imiş, bunun kalorisi çok imiş, aman pişmemiş, yağı fazla gelmişi tuzluymuş, tabağını dolmuşmuş muş da kimse gelmeden yemeliymiş, eleştirirlermiş.Off Off ne büyük dert.Bir de alırlar eleştire eleştire bereketini kaçırır yemez dökerler, en iflit olduğum olay, attığı da biftek, bir çok ailenin sofrasına girmeyen şey.Bu insanlarla aynı masada yemek yerken sinirleniyorum, iştahım kaçıyor, işçiler desen keza öyle, kiminle konuşmak zorunda olsam, karnımda kelebekler oynuyor, "Heh kesin yemekle ilgili bişey sorucak " diye, bu yüzden insanlardan uzaklaştım, bir tane kız arkadaşım yok, kime baksam yemek görüyorum :/
Birşeylerle meşgul olmak istiyorum, kpss filan çalışsam 2 sene var , 2 sene dayanabilir miyim?
Bir yandan işin rahat diyorlar, dün odada konuştuğumuz ve ana fikri olan bir konu var, hiçbir zaman yeter, demiyeceksin, her zaman bulunduğun konumdan daha iyi olmak için gayret edeceksin, çalışacaksın.Bugün patates doğrarken abla dedi ki çok hızlı doğruyoruz çabuk bitecek iş dedi, ben de bitsin diye uğraşmıyor muyuz? diye sordum, her işe eşşek gibi koştururlar çok bilirsen dedi, Ben de eşek olursan üstüne binen çok olur dedim.
Şikayeti sevmem , işimden de yok şikayetim , buna şükür ama, şöyle müsikiyle de uğraşabileceğim, yaptığımda haz duyacağım bir iş için, Haydi Bismillah.
"İnsan ulaşamadığının delisi, ulaştığının nankörüdür."


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder